Önceki ders
SAHİHİ MÜSLİM 25 (KÖPEĞİN YEDİĞİ KAP, DURGUN SU, MESCİDİN TEMİZLİĞİ)
Sonraki ders
SAHİHİ MÜSLİM 27 (HAYIZ 1)
Sözlük: أُتِيَ: getirilmek رَسُولُ: elçi, resûl اللهِ: Allah بِصَبِيٍّ: bir çocukla يَرْضَعُ: emmek فَبَالَ: sonra işedi فِي: içinde حِجْرِهِ: onun kucağında فَدَعَا: sonra istedi, çağırdı بِمَاءٍ: su ile فَصَبَّهُ: onu döktü عَلَيْهِ: onun üzerine وَحَدَّثَنَا: ve bize nakletti إِسْحَاقُ: İshak بْنُ: oğlu إِبْرَاهِيمَ: İbrahim أَخْبَرَنَا: bize haber verdi عِيسَى: İsa حَدَّثَنَا: bize nakletti هِشَامٌ: Hişam بِهَذَا: bununla الْإِسْنَادِ: isnad, senet مِثْلَ: gibi, benzeri حَدِيثِ: hadis ابْنِ: oğlu نُمَيْرٍ: Nümeyr مُحَمَّدُ: Muhammed رُمْحِ: Rumh الْمُهَاجِرِ: Muhâcir اللَّيْثُ: Leys عَنِ: -den شِهَابٍ: Şihab عُبَيْدِ: Ubeyd عَبْدِ: Abd أُمِّ: annesi قَيْسٍ: Kays بِنْتِ: kızı مِحْصَنٍ: Mihsan أَنَّهَا: gerçekten o (kadın) ki أَتَتْ: gelmek بِابْنٍ: bir oğul ile لَهَا: onun için لَمْ: değil يَأْكُلِ: yemek الطَّعَامَ: yemek, taam فَأَجْلَسَتْهُ: onu oturttu قَالَ: demek فَلَمْ: fakat değil يَزِدْ: artırmak, ziyade etmek عَلَى: üzerine أَنْ: ki نَضَحَ: serpmek بِالْمَاءِ: su ile وَحَدَّثَنَاهُ: bize onu nakletti يَحْيَى: Yahya أَبُو: babası بَكْرِ: Bekir شَيْبَةَ: Şeybe عَمْرٌو: Amr النَّاقِدُ: Nâkıd زُهَيْرُ: Zuheyr حَرْبٍ: Harb جَمِيعًا: hep birlikte عُيَيْنَةَ: Uyeyne الزُّهْرِيِّ: Zührî وَقَالَ: ve dedi فَرَشَّهُ: onu serpti وَحَدَّثَنِيهِ: bana onu nakletti حَرْمَلَةُ: Harmele وَهْبٍ: Vehb أَخْبَرَنِي: bana haber verdi يُونُسُ: Yunus يَزِيدَ: Yezid أَنَّ: ki, gerçekten أَخْبَرَهُ: ona haber verdi عُتْبَةَ: Utbe مَسْعُودٍ: Mesud أَخْبَرَتْنِي: bana haber verdi (kadın) وَكَانَتْ: idi (kadın) مِنَ: -den الْمُهَاجِرَاتِ: muhacir kadınlar الْأُوَلِ: ilkler اللَّاتِي: onlar ki (kadınlar) بَايَعْنَ: biat ettiler وَهِيَ: ve o (kadın) أُخْتُ: kız kardeş عُكَّاشَةَ: Ukkâşe أَحَدِ: biri بَنِي: oğulları أَسَدِ: Esed خُزَيْمَةَ: Huzeyme يَبْلُغْ: erişmek, ulaşmak يَأْكُلَ: yemek ابْنَهَا: onun oğlu ذَاكَ: şu, o حَجْرِ: kucak فَنَضَحَهُ: onu serpti ثَوْبِهِ: onun elbisesi يَغْسِلْهُ: onu yıkamak غَسْلًا: yıkama خَالِدُ: Halid مَعْشَرٍ: Ma'şer عَلْقَمَةَ: Alkame وَالْأَسْوَدِ: ve Esved رَجُلًا: bir adam نَزَلَ: inmek, konaklamak بِعَائِشَةَ: Âişe'nin yanına فَأَصْبَحَ: sabahladı يَغْسِلُ: yıkamak ثَوْبَهُ: onun elbisesi فَقَالَتْ: dedi (kadın) عَائِشَةُ: Âişe إِنَّمَا: ancak, sadece كَانَ: olmak, idi يُجْزِئُكَ: sana yeterli olur إِنْ: eğer رَأَيْتَهُ: onu gördün تَغْسِلَ: yıkaman مَكَانَهُ: onun yeri فَإِنْ: eğer تَرَ: görmek نَضَحْتَ: serptin حَوْلَهُ: onun etrafı وَلَقَدْ: andolsun ki رَأَيْتُنِي: kendimi gördüm أَفْرُكُهُ: onu ovuyorum فَرْكًا: ovma فَيُصَلِّي: namaz kılar فِيهِ: onun içinde بَابُ: bölüm حُكْمِ: hüküm الْمَنِيّ: meni عُمَرُ: Ömer حَفْصِ: Hafs غِيَاثٍ: Gıyas أَبِي: babası الْأَعْمَشِ: A'meş وَهَمَّامٍ: ve Hemmâm قَالَتْ: dedi (kadın) كُنْتُ: idim قُتَيْبَةُ: Kuteybe سَعِيدٍ: Said حَمَّادٌ: Hammâd يَعْنِي: yani, kastediyor زَيْدٍ: Zeyd حَسَّانَ: Hassân عَبْدَةُ: Abde سُلَيْمَانَ: Süleyman عَرُوبَةَ: Arûbe هُشَيْمٌ: Hüşeym مُغِيرَةَ: Muğîre حَاتِمٍ: Hâtim الرَّحْمَنِ: Rahmân مَهْدِيٍّ: Mehdî مَيْمُونٍ: Meymûn وَاصِلٍ: Vâsıl الْأَحْدَبِ: Ahdeb مَنْصُورٍ: Mansûr إِسْرَائِيلُ: İsrail كُلُّ: her, bütün هَؤُلَاءِ: bunlar حَتِّ: kazımak نَحْوَ: gibi, benzeri بِنَحْوِ: benzer şekilde حَدِيثِهِمْ: onların hadisi بِشْرٍ: Bişr عَمْرِو: Amr سَأَلْتُ: sordum يَسَارٍ: Yesâr يُصِيبُ: isabet etmek أَيَغْسِلُهُ: onu mu yıkar أَمْ: yoksa الثَّوْبَ: elbise يَخْرُجُ: çıkmak إِلَى: -e الصَّلَاةِ: namaz ذَلِكَ: şu, o وَأَنَا: ve ben أَنْظُرُ: bakmak أَثَرِ: iz الْغَسْلِ: yıkama كَامِلٍ: Kâmil الْجَحْدَرِيُّ: Cahderî الْوَاحِدِ: Vâhid زِيَادٍ: Ziyad كُرَيْبٍ: Kureyb الْمُبَارَكِ: Mübârek زَائِدَةَ: Zâide كُلُّهُمْ: onların hepsi أَمَّا: gelince, ise فَحَدِيثُهُ: onun hadisi كَمَا: gibi فَفِي: işte, -de حَدِيثِهِمَا: onların ikisinin hadisi أَحْمَدُ: Ahmed حَوَّاسٍ: Havvâs الْحَنَفِيُّ: Hanefî عَاصِمٍ: Âsım الْأَحْوَصِ: Ahvas شَبِيبِ: Şebîb فَرْقَدٍ: Ferkad الْخَوْلَانِيِّ: Havlânî نَازِلًا: konaklayan فَاحْتَلَمْتُ: ihtilam oldum ثَوْبَيَّ: benim iki elbisem فَغَسَلْتُهُمَا: onları (ikisini) yıkadım فَرَأَتْنِي: beni gördü جَارِيَةٌ: cariye, genç kız لِعَائِشَةَ: Âişe'ye ait فَأَخْبَرَتْهَا: ona haber verdi فَبَعَثَتْ: gönderdi مَا: ne حَمَلَكَ: seni sevketti صَنَعْتَ: yaptın بِثَوْبَيْكَ: senin iki elbisenle قُلْتُ: dedim يَرَى: görür النَّائِمُ: uyuyan kimse مَنَامِهِ: onun rüyası هَلْ: mi فِيهِمَا: o ikisinde شَيْئًا: bir şey لَا: hayır فَلَوْ: eğer غَسَلْتَهُ: onu yıkardın وَإِنِّي: ve ben gerçekten لَأَحُكُّهُ: onu kesinlikle kazıyorum يَابِسًا: kuru بِظُفُرِي: tırnağımla

SAHİHİ MÜSLİM 26 (ELBİSEDEN ÇOCUK İDRARI VE MENİNİN TEMİZLENMESİ)
25 Ağustos 2026